Bu soruyu biz de bu satırları yazarken sorduk birbirimize. Soğuk bir Ocak günüydü ama çok da soğuk değildi.
Evet, biz kimiz arkadaşlar, diye sordu metin yazarımız. Sesi havada asılı kalmış gibi bir müddet yankılandı herkesin kulağında sonra söndü.
Ben ne bileyim abi, reklam meklam işleri yapan bir reklam ajansıyız, dedi tasarımcımız.
Onu mu diyorum!? Kimiz, neyiz, neciyiz yani kime ne diyeceğiz?
Anlamadım, kim? Diye sordu sosyal medya uzmanımız elindeki telefonu bırakırken
Tamam anladım. Marka hikayesi diyorsun. Yaz abi işte en iyisi biziz, bu işi mutfağında öğrendik, çılgın tasarımlar yapıyoruz falan filan…
Evet, ilerleme var, dedi metin yazarımız. Bunun üzerine illüstratörümüz;
Ben anlamam. Hikâye olmadan çizemem haberiniz olsun.
Tamam işte, biz de onu yazıyoruz ya şu an, dedi metin yazarımız yavaş yavaş kızmaya başladı galiba. Hızlıca dijital pazarlama uzmanımıza dönüp:
Sen ne demiyorsun? Diye sordu. Sorunun kendisine geleceğini düşünmemiş olsa gerek klasik soruya soruyla cevap verdi yine:
Ne mi demiyorum? Hııı şey tamam. Bence insanlara gerçeklerden göklere, oradan Kaf Dağına uzanan tatliş bir hikâye anlatabiliriz. Madem Mezopotamya’nın kalbinde açıyoruz ajansı; Mezopotamya’nın kültüründen, güneşinden, müziğinden neden yararlanmayalım, dedi. Metin yazarının hoşuna gitti.
İşte bu yaa, çok zor değilmiş, deyip kameraman arkadaşımıza döndü.
Sence?
Valla ben kültür severim bilirsin. Benim için fark etmez. Ama madem Kaf Dağı’na gidiyoruz o zaman neden yolculuk motifi kullanmayalım ki?
Yol fikri metin yazarımızın çok hoşuna gitmiş olmalı ki; hemen önündeki deftere bir şeyler not etti. Yüzüne iyi bir fikir bulmanın heyecanı yerleşti hemen.
Yolculuk mu? Ben de yol severim. En iyi fikirler hep yolda aklıma gelir mesela. Bak yol dedin hemen aklıma bir şeyler gelmeye başladı. Mesela her şey bir yol değil midir aslında? dedi video kurgu uzmanımız.
Bu da metin yazarımızın hoşuna gitmiş olacak ki;
Peki asıl mesele nedir sizce? Yola çıkmak mı, yolda olmak mı, hedefe varmak mı yoksa yolun kendisi midir? Diye ortaya yeni bir soru atıp arkasına yaslandı elinde not defteriyle. Avına kilitlenmiş bir kaplan gibi ışıldıyordu gözleri.
Seo uzmanımız top sakalını sıvazlayarak:
Bence dedi, asıl mesele hedefe ulaşmaktır. Bak mesela; ben. İstediğim kadar iyi bir strateji kurgulayayım, istediğim kadar muhteşem sayfalar tasarlayayım, yazılar yazayım; o site Google’da sıralanmadığı sürece “ben seo yaptım, başarılı oldum” diyemem. Ben yolun sonuna bakarım abi. Hedefe ulaşmayan yolu ne yapayım, dedi.
Şeyyy mesela ben geçen gün işe gelirken otobüs bozuldu ve yolda kaldık. Tam yarım saat diğer otobüsün gelmesini bekledik. İşe de geç geldik o yüzden, diye atıldı biricik stajyerimiz.
Eeee, yani? Dedi metin yazarımız.
Yani, yolda kalmak kötüdür. Kimse kimseyi yarı yolda bırakmamalı. Geçen gün bir arkadaşım sevgilisiyle…
Tamam tamam teşekkürler. Yolda kalmak kötüdür, evet haklısın deyip sözünü kesti stajyerin. Konu dağılsın istemiyordu. Hemen sosyal medya uzmanına dönüp kaş göz işareti yaptı. Anlamış olacak ki konuşmaya başladı sosyal medya uzmanımız:
Bence asıl olan yolda olmaktır. Çünkü; hangi yolun seni nereye götüreceğini bilemezsin ve insanoğlu her şeyi bilmek ister ama bilemez. Sadece hedefe odaklanırsan yürüdüğün yoldaki ağaçları, çiçekleri göremezsin. Güzel bir manzaraya denk gelirsen oturup izlemezsin. Bir an önce yol bitsin de hedefime ulaşayım dersin. Ama o hedefin seni ne kadar mutlu edeceğini bilemezsin. Mutlu etse bile bir gün sonra yeni bir hedef belirler, onun peşinden koşmaya başlarsın ve bir döngüye girer kaybolursun, dedi tek nefeste.
Herkes pür dikkat sosyal medya uzmanını dinliyordu. Lafı bitip etrafına bakınca herkesin ona baktığını görünce yanakları kızardı ve sustu.
Aramızda en çok yolculuk yapmış olan sensin, dedi metin yazarı tasarımcımıza dönerek. “Sen ne düşünüyorsun?
“Yol iyidir” diye bir girizgahtan sonra:
Benim için yol yoldur, hedef hedeftir. Ben bir yere varmak için yola çıkmadım. (2 yıl önce çıktığı Interrail yolculuğundan bahsediyordu) Yol, benim için nihayet değil; hakikatin ta kendisidir. Yolda olmak için yola çıkarım. Yol benim için macera demektir yani ve ben maceraları severim. O yüzden benim için asıl olan yolda olmaktır. Yol yoksa hareket de yoktur, hareket yoksa hayat da yoktur abi.
Dinlerken bir şeyler daha not alıp kafasını kaldırdı metin yazarımız. Sol çaprazında oturan video kurgu uzmanımıza dönüp:
Senin için yol ne ifade ediyor hocam? Diye sordu. Kurgu uzmanımız sıranın kendisine geleceğini tahmin etmiş ve kafasında bir taslak oluşturmuştu. Fazla düşünmeden:
Yol bir sürü şey olabilir aslında. Bir sürü şey de olmayabilir. Ama benim için yol demek başlangıç demektir, dedi. “Nasıl yani, neyin başlangıcı?” diye sordu dijital pazarlama uzmanımız.
Şöyle, yani bir kişi yeni bir şeye başlamak isterse ne yapar?
Ne yapar? Diye sordu herkes yarım ağızla
Bir yolculuğa çıkar. İster bir şehirden başka bir şehre gitsin ister bu yolculuğu kendi içinde yapsın; bir yolculuğa çıkmaz mı o kişi. Yola çıkmak için de bir yol seçmen gerekir. Gerekmez mi? Tabii gerekir. Her değişim bir yolculuktur aslında. İçten dışa veya dıştan içe olabilir bu yolculuk ama bu bir yolculuktur. Bazen bir hedef belirler yola çıkarsın, bazen yolu seçer yolun seni nereye götüreceğini bilmeden o yola girersin. Her yol bir yere çıkar ama değil mi? hiç biten bir yol gördünüz mü?
Evet, ben gördüm, dedi illüstratörümüz. “Bir keresinde tatile giderken navigasyon bizi yanlış bir yola soktu ve gittik gittik gittik yol bitti. Bitiminde de hiçbir şey yoktu. Birkaç taş vardı sadece.
Kara yolları tamamlamamıştır herhalde o yolu, diye araya girdi. Sen devam et hocam. Eee yani ne diyorsun bu yol işine?
Yol dedi, benim için başlangıçtır yani işte. Değişimin başladığı yerdir, noktadır. Bak mesela bütün yolculuk hikayelerinde bir değişim vardır. Karakter yola çıkar ama artık eskisi gibi değildir.
Kırılma diyebilir miyiz peki yol için, diye sordu metin yazarımız. Gözlerini sağa doğru devirip:
Hayır diyemeyiz, deyip sustu kurgu uzmanımız.
Peki, hocam teşekkürler. Başka fikri olan, konuşmak isteyen var mı? diye sordu metin yazarı, herkese hızlı bir bakış attı. Art direktörümüz kimseden ses çıkmayınca cool bir bakış atıp elini havaya kaldırıp konuşmaya başladı.
Yol, peki iletişim demek değil midir sizce? Yüzyıllar boyunca iletişim kanalı olarak insanlar yolu kullanmamışlar mı? Örneğin İpek Yolu bir yoldan çok daha ötesi değil miydi eski insanlar için bir kıtayı diğer kıtaya bağlayan? Ya da Likya yolunu o manzaralarda kamp yapmak için mi yaptı Likyalılar? Hayır, iletişim kurabilmek için yaptılar. “communication” yani arkadaşlar. Yol yoksa iletişim de yoktur ve iletişim yoksa medeniyet de yoktur. Bakın mesela internet kabloları, sanal ağlar, sunucular… hepsi neye benziyor? Yola. İnsan iletişim kuran bir hayvan değil midir sonuçta? Gibi daha onlarca soru sorup cevapladıktan sonra. “Benim bir toplantım var. Siz devam edin, bana e-mail olarak atarsınız hikâyenin finali, deyip kalktı gitti.
İletişim fikri de metin yazarının hoşuna gitti. Bunları da not aldı. Keyfi yerine geliyordu. Marka hikayesi için kafasında ışıklar yanmaya başlamıştı.
Sen ne düşünüyorsun peki, diye metin yazarına sordu sosyal medya uzmanımız. Önce biraz düşündü, sonra aldığı karmakarışık notlara baktı, soğumuş kahvesinden bir yudum alıp:
Hepinizin söylediği şeylerin doğru olduğuna inanmakla birlikte benim şahsi fikrim; yol demek aramaktır benim için. Bir şeyleri aramaya başlamak için yola çıkarım. Aradığım şeyi yolda mı yolun sonunda mı bulacağımı bilemem. Belki de hiç bulamam ama o yola çıkarım nihayetinde. Yol bazen hedefe ulaşmak için araçtır bazen de hedefin ta kendisidir. Bu ne aradığınıza göre değişir. Ama yola çıkmadan hiçbir şeyin değişmediğine inanıyorum. Değişim ve gelişim istiyorsanız yola çıkmanız gerekir, dedi ve yuvarlak masada oturan arkadaşlarının ifadesiz yüzlerine baktı.
Kurgucumuz; “oldu o zaman biz kaçalım. Sen bir şeyler yazarsın artık. İki saat oldu, kilitledin bizi buraya. İşimiz gücümüz var.” Deyip kalktı.
Diğerleri de onu izledi.
Marka hikayemiz de böyle doğdu.